HİKAYELEŞTİRMENİN GÜCÜ VE STORYTELLING SANATI

HİKAYELEŞTİRMENİN GÜCÜ VE STORYTELLING SANATI


"Hiç unutmam bir gün..." diye başlar bizim topraklarımızda hikayeler. Sonrası gelir de gelir. Anlatmayı da severiz, içeriği değerli olanı dinlemeyi de. Ozanlar, meddah, seyyahlar, bir perdenin ardında hacivat ile karagöz atışmaları bu topraklardaki hikaye anlatıcılığının ne kadar eski ve köklü olduğunu gösterir.




Batı dünyasında satış ve pazarlamanın en güçlü enstrümanı olarak görülen ve bu alanda kapsamlı eğitimlerin düzenlendiği hikaye anlatıcılığı insanları en cezbeden bir yol olarak görülmekte. Yapılan bilimsel çalışmalar ve gözlemler de gösteriyor ki, hikaye olmayan markaların hayatta kalma şansı çok düşük.


Peki hikayesi olmayan marka olabilir mi ? Hikayesi olmayan marka ya da insan yoktur aslında. Herkes ve her firma biriciktir ve sıradan gibi gözükse de bir hikayesi vardır. Karşılaşılan zorluklar, iyileştirmeler, pes etmeler tekrar ayağa kalkıp yürümeler...

Herkesin yolu biriciktir.Ancak bu yol hikayeleşmediğinde değersiz bir meta haline dönüşmekte.

Ayrışan, farklı toprakalara, insanlara ait hikayeler bizi daha çok cezbediyor. Çünkü ister istemez insan o hikayeden daha başka şeyler öğreniyor. Haliyle zenginliğine zenginlik katıyor. Ayrışan hikayelerin zenginlik olarak görüldüğü bir coğrafyada herkes besleniyor. Yeter ki, her fikir, düşünce hikaye tadında hayat bulsun.


Bu dünya senden olmayanlarla hoştur. Onların sana verdiği, senin onlara verdiğin, değerlerle,

senin gibi düşünmeyen de çok yaşasın ki

o zaman beyazı fark edemezsin ki. Veya siyah… Beyaz en güzel siyahta belli eder kendini. Beni ben yapan yegane şey, BENDEN OLMAYANDIR… O yoksa sende yoksun. Ne anlamın kalır,

ne rengin belli olur,

nede tadın….



6 görüntüleme0 yorum